Merhaba sevgili Sevgi,
Sana yazdığım son mektubu hatırlıyormusun? O mektubu; seni son kez gördüğümü zannetmiş ve bunları yazmıştım. "En son ne zaman görüşmüştük? Yanılmıyorsam en son bir çocuk parkında görüşmüştük. O gün çok sıkılmış ve parktaki bankların birinde oturuyordum. Senin varlığını oradaki bir çocuğun oynarkenki gözlerinden saçılan sevinç ışığında gördüm. Durmadan o çocuğu izliyordum. Derken çocuk o taşı görmemiş olacakki; o taşa takılıp yere düştü. Koşa koşas gtittim ve onu yerde kaldırarak ta yüreğimin derinliklerinden gelen bir istekle öptüm İşte seni orada o küçük çocuğun göz yaşını akıtırken kendisine uzanan o yardım elinden duyduğu sevinçte, o küçük bedenin yüceliğinde tüm saflığın ve sıcaklığınla gördüm. İşte o gün bu gündür her gün o parka gidiyorum; ama orada ne seni görmemi sağlayacak o küçük çocuğu nede başka çocuklarda seni görebiliyorum. Sanki bu diyardan başka bir diyara ulaşması imkansız olan bir güneş ülkesine göçmüşsün. Ne olurdu sanki buralarda daha kalsaydın? Hiçmi vaktin kalmamıştı. Şimdi her nerede isen ya bana bir mektup yolla yada ölmediğini, hala varlığının mücadelesini gösteriyor olduğunu bilmem için kendini bana bir kez olsun göster. İstersen bir çocuğun göz yaşlarında istersen yağmur damlasında ya da yorgun bir gramofonun sesinde kendi varlığını ifade et. Ama beni fazla bekletme. Çünkü benim senin kadar dayanacak ne gücüm ne de zamanım kaldı..." demiş ve mektubumu sonsuzluğa postalamıştım. Evet sevgili sevgi. Mektubumu gönderdiğimin ertesi gününde kendini bana hayatın her yerinde gösterdiğin için sana teşekkür ediyorum. Sana teşekkür ediyorum; çünkü artık hep olumsuz düşündüğüm, hayata hep siyah gözlüklerle baktığım bir anda, kendini bana yerde ve gökte yani her yerde gösterdin ve bana sevginin sadece bir çocuğun gözlerindeki ışıkta değil de etrafıma biraz dikkatli bakarsam her yerde görebileceğimi ifade ettin. Bende etrafıma dikkatli bakmayı; aslında hayatta zaten var olan; ama birikimlerle fark edilebilecek o ince çizgileri; ayrıntıları görmeyi başardım. Bu gayretim sonucunda senin aslında istenildiği zaman her iklim ve atmosferde tekrar yeşerme ve büyüme imkanı bulabileceğini anladım ve o dakikadan sonra gözlerime bir sevgi gözlüğü takıp hayata bu açıdan bakmaya başladım.
Seni bir annenin çocuğunu şefkatle kucaklayışında; bir ustanın çırağına işinin inceliklerini öğretirkenki duymuş olduğu hazda; birisinin yoksulu sevindirirken, o sevinci yaşayan biçarenin gözlerindeki ışıkta; ibadetini gerçek anlamda yapan birinin huzur yumağında gördüm. Ben seni sevgililerin birbirlerinin ellerini tutarken bir daha bırakmamacasına ve o sevgi sıcaklığını avuçlarında hissetmelerinde; bir çocuğun annesine bir demet kır çiçeği sunarkenki neşesinde; öğrencilerine hayatı öğreten bir öğretmenin duygularında gördüm.
Seni bir bahçıvanın elindeki çiçeği topraklarla buluştururken, ona hayat vermiş olduğu için duyduğu mutlulukla; sonbahara, kışa inat ölen tabiatın ilkbaharda tekrar dirilip Güneşi kucaklayışında, her batışından sonra ertesi sabah sıcaklığını ve güzelliğini bizden esirgemeyen güneşte gördüm. İşte her tarafta "Ben Burdayım!" dedirtmek istercesine karşıma çıktın ve anladım ki; seni bulmak, seni yaşamak imkansız değil. Senin öldüğünü düşünmenin çok yanlış olduğuna; aksine ölümsüzlük suyunu içtiğine inandım ve biz istedikçe de senin hayatta kalacağını biliyorum artık. Her gün doğan güneşle birlikte, her yerde her şekilde tekrar karşılaşmak dileği ile kendine ve biz insanlara iyi bak..! [22.10.2007]
Meryem ÇETİN
Dicle Ün.Türk Dili ve Ed. |